19. BÖLÜM: SORGU


Çizim: Tolga Özasil

Çıkan Kısmın Özeti: İstanbul Cinayet Büro komiserlerinden Tahsin, intihar gibi görünen bir ölümü soruşturmaya başladığında işin arkasından emniyetteki bir yapılanmanın da payı olan bir dizi tıbbi deney çıkar. Araştırmayı derinleştirirken yolu, eskiden yakalattığı bir mahkuma ulaşan Tahsin; bu mahkumdan deneyleri yürüten mühendisin ismini öğrenir.


19. Bölüm: "Sorgu"

Evinde misafir olarak kalan Asuman'a, biraz da kadını zorlayarak, kendi yatağını verdiği için salondaki kanepeye uzanmıştı komiser. Gün boyu yaşadığı gergin sürecin etkisiyle kısa sürede mayışmış, bir gözü kapalı halde televizyondaki gece yarısı haberlerini izlemeye koyulmuştu.

Birden uykusunu kaçıran bir habere denk geldi. Hafifçe sesi açıp dinlemeye koyulduğunda "Sınır Tanımayan Doktorlar"ın Suriye'den döneceğine dair bir haber olduğunu anlamıştı. Görüntüde konuşan adamın altındaki isim dikkatini cezbediyordu fazlasıyla: Zoran Berberoviç. Kısa bir haberdi ancak komisere hayli katkısı olmuştu.

Sonrasında gelen haberle de bir an olduğu yerde kalakaldı komiser. Ekrana, İrfan Yıldız'ın resmi getirilmişti. Gardiyanlara saldırıp bir gardiyanı yaraladıktan sonra 'Dur' emrine itaat etmediği için vurulduğu söylenmişti haberde. Ahmet Kaya'nın 'Adı Bahtiyar' şarkısı misali; "Gazetede çıktı üç satır yazıyla / Uzamış sakalı, çatlamış sazıyla"...

İç çeken komiser mutfakta bıraktığı sigara paketini almak için doğruldu ve mutfağa geçti. Bir sigara alıp yakmıştı ki, mutfağın ışığı yandı. Geri döndüğünde Asuman'ın uykulu gözlerle kendisine baktığını görünce ellerini teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdı..

- Bu saatte niye sigara içer ki bir insan? diye homurdanarak kendisine su koymak için tezgahtaki sürahiye uzandı Asuman

Komiser omzunu silkti, mutfak masasına oturup sigarasından birkaç nefes çektikten sonra soran gözlerle inatla kendisine bakan Asuman'a gülümseyip karşısındaki sandalyeye oturmasını işaret etti.

- Sana bir hikaye anlatayım mı Asuman? Çok eskide kalmış bir hikaye hem de...

Genç kadın ilgiyle başını sallarken komiser, durgun bakışlarıyla hikayeyi anlatmaya başladı.

"Bundan çok ama çok eski yıllarda, henüz ölümün soğukluğunu değil de cinayetin sıcaklığını kovalayan bir polis vardı. Bu polis, Ankara'da çalışıyordu. Bir kadını sevdi, kadın da onu. Gel zaman git zaman, evlenmeye karar verdiler; adamın cevval bir ortağı vardı, nikah şahidi de o olmuştu.

Sonra siyasi konjonktür değişti. Adamın ortağı, iktidara doğru koştu. Adam ise yerinde kaldı. Yolları biraz ayrıldı senin anlayacağın. Hala ortaktılar ama nasıl iki küs kardeş olur, öyle. Küs ama kardeş. Çünkü beş yıldır birlikte çalışıyorlardı; annelerinden babalarından ve hatta sevdiklerinden daha çok birbirlerini görüyorlardı...

Bir gün, adamın ortağı adama öyle bir şey yaptı ki; adam sevdiği kadından uzaklaşmak zorunda kaldı. Sonra adam boşandı ve İstanbul'a kaçtı. Üstelik, sevdiği kadını sonradan affedebildi ama onu affettiği için kendisini hiç affedemedi.

Adamın ortağı, adamın karısıyla birlikte olmuştu."

Anlattığı hikaye bittiğinde Asuman, neden anlattığını sorarcasına bakıyordu komisere. Komiser, bir sigara daha yakıp açıklama yaptı:

- Karşımızda kimler var, bil istiyorum Asuman. Benim ortağım, benim yerime vekaleten buraya getirilen Yusuf'tu...

Asuman şaşkınlıkla ağzını kapattığında, odaya bir sırrın ağırlığı çöküvermişti.

*

Necip, haftalar sonra Cinayet Büro'ya girdiğinde önce Hale'yle selamlaştı sonra da Tahsin'in yerine getirilen Yusuf'u gözüyle işaret edip Hale'ye göz kırptı. Genç kız, dudaklarını büzüp gözlerini devirince de Necip gülümsedi.

Tahsin'in odasına konuşlanmış olan Yusuf'a selam vermek için kapıyı çaldı, içeri girdi. Yusuf, Necip'i baştan aşağı süzerek gülümsemeye başladı. Masasında duran bir dosyayı uzatıp, yeni işinin bu olduğunu ve tamamen bu dosyaya odaklanmasını istediğini söyledi. Biraz soğuk bir tanışma merasimi olmuştu...

Necip masasına geçti ve dosyayı açtı. Dosya, Zincirlikuyu'da öldürülen bir kadın ile ilgiliydi. Olay yeri raporunu açıp okumaya başladı. Bir yandan, kendisinin neden Cinayet Büro'ya geri çağrıldığını anlıyordu: Çip olayını takip etmesi engellenecekti böylece.

*

"Yuh artık!" diye homurdandı Nevzat. Karşısında oturan Tahsin ve Asuman'a bakarken, içtiği çay bardağı elinde kalakalmıştı.

- Siz kaç gündür birlikte araştırma yapıyordunuz ve bizim haberimiz yoktu öyle mi? Nasıl ekibiz lan biz!

Komiser, iç çekerek yüzünü buruşturdu. Eliyle, "Dur" işareti yapıp Nevzat'ın daha fazla konuşmasını engelledi.

- Dur be Nevzat, öyle değil. Asuman anlatsın sana...

Nevzat, şüpheci bakışlarla Asuman'a dönmüştü. Kadıncağız, saçlarıyla hafif oynayarak derin bir nefes aldı ve açıklamaya başladı:

- Ben korkuyordum ve saklanıyordum. Komiserin evinden daha iyi bir yer bulamadım açıkçası...

Nevzat kimden saklandığını sormak için ağzını açacaktı ki, Tahsin'in bakışlarıyla karşı karşıya kaldı. Sabırlı olmasını öğütleyen bakışlardı bunlar. Zaten Asuman da anlatmaya devam ediyordu.

- Geçen hafta evime girmişler, bir not bırakmışlar. Eğer onlara bilgi vermezsem, bir gün eve geldiğimde bu kadar şanslı olmayacağımı yazmışlar. Ben de ne yapacağımı çok düşündüm, hatta çay bahçesinde buluştuğumuz sabah da bunu düşünüyordum. Sonra onları aradım...

Nevzat iç çekmişti bu kez.

- Kim olduklarını öğrenmek istiyordum sadece, ben de yem olarak birkaç şey attım ortaya. Yuttular. Bir süre onları oyalamış olduğumu düşünerek kaçtım ben de. Şimdi de evime gidemiyorum...

Nevzat ayaklanıp da düşünceli bir şekilde çay koymaya giderken komiser peşinden seğirtti. Mutfağa girdiklerinde ise Nevzat, Tahsin'in kolundan çekip kulağına fısıldadı:

- Ne yani, güveniyor musun şimdi bu kıza?

Tahsin, kolunu hafifçe geri çekip Nevzat'ın gözlerine baktı.

- Güveniyorum. Psikolojisinin ne durumda olduğunu gördüm. Gerçekten, güveniyorum.
- O zaman bir şartım var, biz de bu kıza bir yem atacağız.

Tahsin soran gözlerle bakarken Nevzat içeri geri dönmüştü bile.

- Madem öyle, şimdi bu çip olayını çözmeye odaklanalım diyorum. Bu zamana dek hep sizin önerdiğiniz yolları izledik; şimdi sıra bende. Şu, Yugoslav göçmeni bir genetik mühendisi vardı. Neydi adı?

"Zoran Berberoviç" diye atıldı Asuman.

- Hah, bu Zoran hazır Türkiye'ye dönüyorken bunu lehimize kullanabiliriz. İyi dinleyin beni şimdi...

Tahsin ve Asuman merakla Nevzat'ın önerdiği yöntemi dinlemeye başladılar. Bittiğinde, Tahsin başını olumsuz anlamda sallamaya başladı.

- Bu çok tehlikeli! diyerek tepkisini ortaya koydu

Asuman ise gülümseyerek sırtını geri yaslamıştı. Bir Nevzat'a, bir de komisere bakıyordu. Nevzat, onun ne düşündüğünü sorduğunda öne doğru eğilip gülümseyerek cevap verdi:

- Ne zaman yapabiliriz bunu?

*

Akşam saatlerinde, Asuman nispeten kılık değiştirmiş bir şekilde Mecidiyeköy'de Zoran Berberoviç'in tarif ettiği yerde bekliyordu. Zokayı yutmuştu. Gün içinde kendisine telefonla ulaşıp bir gazete için röportaj yapmak istediğini iletmişti. Amacı, adamı bir yere götürüp komiserle Nevzat'ın onu sorguya çekmesini sağlamaktı. Zoran Berberoviç ise röportaj teklifini olumlu karşılamış, ancak mekanı kendisinin seçeceğini söylemişti.

Uzaktan yaklaşan jeepi gördüğünde farları gözünü almıştı. Önünde duran jeepin sürücü koltuğunda internette fotoğraflarını gördüğü Zoran Berberoviç oturuyordu. "Hadi, gelin..." diye gülümseyerek yanındaki koltuğu işaret etmişti.

Asuman, belli etmeden etrafına göz attığında komiser ile Nevzat'ın aracının birkaç araç arkada olduğunu fark etti. Sonra da bekletmeden jeepin yolcu koltuğuna geçti. Işıklar yeşil yandığında araç hareketlendi.

- Eee, nasılsınız? diye sohbete girdi Berberoviç
- İyiyim, siz nasılsınız? diye, en güleç halini takındı Asuman

Başını sallayıp hafif yorgun olduğunu ama yorulmaya da vaktinin olmadığını söyledikten sonra güldü Berberoviç. Bu nükteli söze gülerken gözü yandaki aynaya takıldı Asuman. Arkadan kimsenin gelmediğini görünce biraz ürpermişti.

Araç Mecidiyeköy'ün kalabalık trafiğinden sıyrılmış, köprüye doğru gidiyordu.

- Nereye gidiyoruz? diye sordu Asuman

Zoran Berberoviç, göz ucuyla Asuman'a bakıp gülümsedi. Başını dalgınca sallamıştı. Asuman, şimdi iyice korkmaya başlamıştı. Belli etmemeye çalışarak sorusunu tekrarladı.

- Yazık, çok yazık... diye homurdandı Berberoviç

Asuman eliyle hafifçe kapı koluna uzandı.

- Sen, gerçekten de söyledikleri kadar güzel bir kızmışsın. Ancak yanlış tarafı seçmişsin, çok yazık olacak sana.

O an, köprüde neden hiçbir aracın olmadığını düşünmeye başladı Asuman. Sonra da içinde olduğu aracın neden köprünün ayağına doğru tam gaz ilerlediğini de. Parmaklarıyla kapının kolunu iyice kavradı ve çekti. Kapı kilitliydi. Bu hamlesi, sürücü koltuğundaki Zoran Berberoviç'i güldürmüştü.

Araç artık iyice köprünün ayağına yaklaşmıştı. Bodoslama girecek gibiydiler köprünün ayağına.

- Dur! diye bağırdı Asuman

Sonrasında bir çarpma sesi duyuldu.


19. Bölümün Sonu

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

 

FİGÜRANIN ÖLÜMÜ

FİGÜRANIN ÖLÜMÜ
Hürhaber'de sekiz hafta tefrika edilen Komiser Tahsin hikayesi

KNAVE

KNAVE
Hürhaber'de altı hafta tefrika edilen Komiser Tahsin hikayesi

İNECEK VAR!

İNECEK VAR!
Kayıp Rıhtım'da yayınlanan bir Komiser Tahsin hikayesi

Suret

Suret
Bu logoyu gördüğünüz yerde, polisiye var demektir!

"Basın Cinayetleri"

"Basın Cinayetleri"
line.do'da 'Editörün Seçimi' olarak da paylaşılan, Basın Cinayetleri isimli çalışma.

NOEL BABA'YI KİM ÖLDÜRDÜ?

NOEL BABA'YI KİM ÖLDÜRDÜ?
Komiser Tahsin'in 2015 yılbaşı için yazılmış, özel öyküsü!

ÇİVİLERE RUH ÜFLEYENLER

ÇİVİLERE RUH ÜFLEYENLER
Kayıp Rıhtım'da yayınlanan bir Komiser Tahsin hikayesi