18. Bölüm: MÜHENDİS



Çizim: Tolga Özasil

Çıkan Kısmın Özeti: İstanbul Cinayet Büro’da görevli Komiser Tahsin, intihar olayı gibi görünen bir ölüm vakasını derinlemesine soruşturmaya başladığında işin arkasından emniyet içindeki bir yapılanmaya kadar uzanan geniş çapta bir dizi tıbbi deney çıkar. Araştırmayı derinleştirme konusunda sıkıntıya düştüğü bir anda, Komiser Tahsin kaçırılır ve Kanlıca’da bir lokantada tanımadığı bir adamla “sessiz” bir sohbete girişmek zorunda kalır. Bu adamın kendisine ulaştırdığı bazı belgeleri incelediğinde, eskiden çözdüğü bir cinayet davasının da seri deneyler kapsamında düzenlendiğini öğrenir ve o vakanın hapisteki katiliyle bir görüşme ayarlar.


18. Bölüm: "Mühendis"

İrfan Yıldız ilk sigarayı bitirmiş, ikincisine de "Hayır" dememişti. Komiser Tahsin, kısaca davayı anlatmış ve İrfan'ın üzerinde yapıldığını bildiği deneylerden bahsetmişti. İki olay arasında kaba taslak bir ilişki kurmuş ve karşısındaki, zeka geriliği yaşayan mahkumun bile bunu anlayabilmesini sağlamıştı. İrfan, ikinci sigarasını bitirdikten sonra izmaritini dişleriyle çiğneyip yere tükürdü.

- Peki ben ne yapabilirim?

Komiser, iç çekip tekrar açıklamaya girişti. Baştan itibaren.

*

Komiseri Silivri Cezaevi'nin önünde bıraktıktan sonra kös kös geri dönen Necip ve Nevzat, Nevzat'ın balık lokantasına geçmişlerdi. Nevzat bir çay demlemiş, çayı içerlerken de söylenmeyi sürdürmüştü. "Olacak iş değil yahu! Bu adam ne karıştırıyor? Biz o kadar takip ettik, onu bile sormadı. Bir - iki kez baktı fotoğraflara, geri verdi! Kiminle görüşüyor bu!"

Necip tam ağzını açıp cevap verecekken telefonu çaldı. Arayanın Müdür olduğunu görünce şaşırarak açtı telefonu.

- Necip, merhaba. Pazartesiden itibaren seni görevinin başında görmek istiyorum... Tamam mı?

Seri halde konuşan ve kendisine başka bir cevap şansı bırakmayan Müdür'e karşı "Tamam"dan başka bir şey diyememişti Necip. Telefon kapandıktan sonra soran gözlerle bakan Nevzat'a, ilk başta şaşkınlıktan bir şey diyemedi. Adamcağız, isyan etmişti.

- Eeeh, önce Tahsin şimdi sen! Hepimiz birbirimizden bir şey gizleyeceksek biz nasıl bir ekibiz oğlum! Hem, Asuman nerede?

Necip gülerek konuşmayı ve üstündeki şaşkınlığı anlattıktan sonra aynı soruyu kendi kendisine tekrarladı: Asuman neredeydi?

*

Asuman, komiserin evinde kanepede huzursuz rüyalarla dolu bir uyuklama evresi yaşıyordu. Bir ara uyanır gibi oldu, yarı açık perdeden içeri giren güneşten rahatsız olunca kalkıp perdeyi çekti ve doğrudan kanepeye döndü.

*

Komiser, anlatması bittikten sonra gözlerini İrfan'a dikti. Cebinden bir not defteri ve kalem çıkarıp kalemi özenle açtı. Not defterini dizine yerleştirdikten sonra yazma konumuna geçti.

- Bana, bu deneye dair aklında kalan tüm isimleri söyleyeceksin İrfan. Yoksa seni öldürürüm.

İrfan Yıldız, üzerinde yapılan deneylerden sonra hormonal bozukluklar ve zeka geriliği yaşayan bir adamdı ancak kesinlikle aptal değildi. Komiserin gözlerindeki ciddiyeti anlayabiliyordu. Bir sigara daha istediğini söyledi. Tahsin cebindeki paketten bir sigara çıkarttı, paketi kendi ayaklarının arasına ve çıkarttığı sigarayı da dikkatli bir şekilde paketin üstüne yerleştirdi.

- Tüm isimleri verdikten sonra hepsi senin olacak. Hadi İrfan, hadi aslanım.

İrfan Yıldız, dudaklarını yaladıktan sonra gözlerini kısmış ve aklında kalan isimleri bölük pörçük de olsa aktarmaya başlamıştı. Beşinci isimden sonra komiser sabırsızlanmaya başlamıştı: Kayıtlarda geçen, Z ile başlayan mühendise sıra ne zaman gelecekti?

Tam aklından bunu geçirirken İrfan Yıldız bir isim zikretti. Komiser, tekrarlamasını istediğinde aynı ismi tekrarladı. Emin misin, sorusuna başını sallayarak cevap verdi. Komiser gülümseyerek yazdığı ismin yanına yıldız işareti attı:

Zoran Berberoviç.

İrfan Yıldız, daha fazla şey hatırlayamadığını söyleyip yalvaran gözlerle komisere bakarken Tahsin gülümsedi ve sigara paketini adama verdi. Tam o an kapı açıldı, içeri sivil bir polis girmişti.

- Ne oluyor burada?

Tahsin, el çabukluğuyla defteri pantolonunun cebine sokuvermiş ama kalemi yere düşürmüştü. İçeri giren adam kalemi görünce sorusunu tekrarladı. İrfan Yıldız, yere düşen kalemi alıp beklenmeyecek bir süratle adama doğru atladı. İlkel bir çığlık atmıştı. Komiser de, odaya giren adam da bunu beklemiyordu. İrfan Yıldız, elindeki tükenmez kalemi adamın omzuna saplamış ve arkasındaki kapıdan dışarı fırlamıştı. Birkaç kez, farklı kişilerden çıktığı belli olan "Dur" komutları yükseldi. Bu komuta uymamış olacak ki, iki el silah sesi duyuldu.

Komiser, bir hışımla fırladığı koridorda birisi kendisine kapıyı açmış olan olmak üzere dört farklı polisi ve sırtından vurulmuş bir halde yerde yatan İrfan Yıldız'ı gördü. Yanına koştuğunda adamın son nefesini vermek üzere olduğunu fark edip iç çekti.

- Neden bunu yaptın be oğlum? diye babacan bir şekilde sordu gözlerine bakarak

İrfan, dudaklarını yaladı. Elinde tuttuğu paketi bırakıp bir sigara istediğini işaret etti. Tahsin, üzüntüyle adamın sıktığı için hafif ezilmiş olan paketten bir sigara çıkardı. İrfan'ın ağzına sigarayı yerleştirdi ve yaktı. Baygın gözlerle üç nefes ya aldı ya almadı; İrfan Yıldız hayatını kaybetti.

*

Komiser, gün boyu dalgın bir şekilde Silivri sahilinde dolanıp bir çay bahçesinde çay içtikten sonra evine döndü. Aracını almadığı için kendine kızdığı, İstanbul'un trafiğinden uzun bir süre sonra yaka silktiği bir toplu taşıma merasimi sonrası evine geldiğinde önce mutfağın ışığının yanıyor olmasına şaşırsa da, Asuman'ın hala evde olduğunu anlayınca şaşkınlığı son bulmuştu. Kapıdan içeri girer girmez burnuna dolan çorba kokusu uzun süredir evde bir akşam yemeği yemediği gerçeğini de yüzüne vurmuştu.

Asuman'ın hazırladığı sofra, komiserin mutfağındaki eksikliklere rağmen gayet iyiydi. Sofraya oturduktan sonra görüşmesinin nasıl geçtiğini sordu Asuman. Komiser, gözlerini kaçırarak fena olmadığını ve mühendisin adını öğrendiğini söyleyince çok mutlu olmuştu. Sözlerini, İrfan Yıldız'ın öldürülmesiyle tamamlayınca da Asuman'ın mutluluğu kadar üzüntüsü de masaya çökmüştü. Fazla konuşmadan yemeklerini yediler. Çorba ve salçalı makarnadan ibaret olsa da ve gün içinde yaşadığı yoğun üzüntü hali hala devam ediyorsa da uzun süredir yediği en güzel akşam yemeklerinden birisi olmuştu komiserin.

Kanlıca'da kendisini kaçırıp ona hiçbir bilgiyi internette aramaması gerektiğini salık veren adamı düşünüyor, Zoran Berberoviç ismini internette aramamak için de kıvranıyordu. Bu durumu dile getirdiğinde imdadına, Asuman yetişti. Cep telefonunu çıkarıp kendi hattından mobil internete girdi ve masaya koydu. Yanına oturan komiserle birlikte bu ismi arattılar.

Karşılarına çıkan sitelere hızlıca göz atıp bazı notlar çıkarmaya başlamışlardı. Bir önceki gece neredeyse sabaha kadar süren araştırmaları onları yorgun düşürmüş olsa da, çip davasından gerçekten bunaldıkları ve karşılaştıkları engellerle hırslandıkları için bedensel yorgunluğu arka plana atabiliyorlardı. Asuman masadan kalkıp bir süre ortada görünmeyince komiser meraklanmıştı. Tam başını kaldırıp seslenecekken, salona dolan Türk kahvesi kokusu yüzünü gülümsetti.

- Hiçbir fincanından iki tane kalmamış, o yüzden artık kusura bakmayacaksın. diye gülümseyerek elindeki tepside iki farklı desenli fincana doldurulmuş Türk kahvesiyle salona girmişti Asuman

Komiser gülümseyip başını salladı ve teşekkür ederek uzanıp tepsiden bir fincan aldı. Sırtını sandalyeye dayayıp gözlerini hafif kapatarak kahvesini içerken günün tüm yorgunluğunun gittiğini düşünmeye başlamıştı. Ne zamandır yorgundu sahi, ne zamandır yorgunluk atmamıştı?  Daha çok soru sorabilirdi kendisine ancak tecrübeyle sabitti: Cevaplar hiç gelmiyordu.

Asuman ise, hem kahvesini içiyor hem de çıkarttıkları notları sesli bir şekilde okuyup tekrarlıyordu.

- Zoran Berberoviç. Yugoslav göçmeni, 1961'de İstanbul Üniversitesi'ne geliyor. Önce mühendislik okuyor, sonra İngiltere'ye gidip Genetik Mühendisliği üzerine yüksek lisans yapıyor. Bir süre orada kalıyor, sonra Türkiye'ye dönüp bazı yatırımlar yapmaya, büyük ölçekli hastanelere danışmanlık yapmaya başlıyor. 1990'da GATA'ya giriyor.

Derlenip toplanan notlar bu kadardı. 1990'dan sonrası yok gibiydi adeta. Devlet tarafından zaman zaman ona verilmiş plaketlerin haberleri ve "Sınır Tanımayan Doktorlar" adlı genelde mağdur Üçüncü Dünya Ülkeleri'ne gidip orada ücretsiz hizmet veren bir grubun öncülerinden olmasına dair bir haber vardı.

- Adamı bulduk, şimdi sıra geldi onu yakalamaya. diye homurdandıktan sonra kahvesinden son yudumları içip masaya bıraktı fincanı komiser.


18. Bölümün Sonu

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

 

FİGÜRANIN ÖLÜMÜ

FİGÜRANIN ÖLÜMÜ
Hürhaber'de sekiz hafta tefrika edilen Komiser Tahsin hikayesi

KNAVE

KNAVE
Hürhaber'de altı hafta tefrika edilen Komiser Tahsin hikayesi

İNECEK VAR!

İNECEK VAR!
Kayıp Rıhtım'da yayınlanan bir Komiser Tahsin hikayesi

Suret

Suret
Bu logoyu gördüğünüz yerde, polisiye var demektir!

"Basın Cinayetleri"

"Basın Cinayetleri"
line.do'da 'Editörün Seçimi' olarak da paylaşılan, Basın Cinayetleri isimli çalışma.

NOEL BABA'YI KİM ÖLDÜRDÜ?

NOEL BABA'YI KİM ÖLDÜRDÜ?
Komiser Tahsin'in 2015 yılbaşı için yazılmış, özel öyküsü!

ÇİVİLERE RUH ÜFLEYENLER

ÇİVİLERE RUH ÜFLEYENLER
Kayıp Rıhtım'da yayınlanan bir Komiser Tahsin hikayesi